Alfred Adler’in Dine Yaklaşımı

Alfred Adler’in Dine Yaklaşımı

Dine karşı genel olarak ılımlı bir tavır sergileyen Alfred Adler, kendi din görüşünü hiçbir zaman net olarak ortaya koymamış, Tanrı’nın ontolojik varlığına ilişkin herhangi bir yorumda bulunmamıştır. Bir dönem beraber çalıştığı protestan rahip Ernest Jahn ile birlikte yazdıkları “Din ve Bireysel Psikoloji” adlı kitapta, Adler’in Tanrı’nın varlığı ile ilgili tartışmalara girmediği, Tanrı’nın insanlar üzerindeki etkisinden bahsederken ‘Tanrı fikri’ (the idea of God) gibi ifadeler kullanmasında da görülmektedir.[1] O bu konuda çekimser kalmayı tercih etmiş ve bilimsel olarak açıklamasını ispatlayamayacağı bir konu hakkında görüş bildirmemeyi doğru bulduğunu söylemiştir. Protestan rahip Ernest Jahn’a göre Adler, kesinlikle ateist değildir.[2] Adler’in kişisel dini kimliği hakkında, Yahudi bir ailede doğduğu, anne ve babasının Yahudi inançlarına bağlı, dindar insanlar olduğu, fakat katı birer Ortodoks olmadıkları bilinmektedir. Dini öğretiyle arasındaki bağı çok kuvvetli olmayan Adler’in bir süre sonra aile geleneğinden uzaklaştığı ve 34 yaşındayken din değiştirmeyi seçtiği, bu noktada dine karşı ateist olma veya agnostik durma gibi bir tutum sergilemek yerine Hıristiyan mezhebi Protestan’lığın bir kolu olan Evanjelik kilisesine bağlandığı ve çocuklarını da bu geleneğe göre vaftiz ettirdiği görülmektedir. Hıristiyan inancının kendisini tamamıyla ikna ettiğini ve dindar bir yaşam tarzını benimsediğini söylemek zor da olsa, 1920’li yılların sonlarında psikoterapi ve din ilişkisine olan ilgisi artan Adler, 1930’lu yıllara kadar çalışmalarında ve makalelerinde din ile maneviyatın insan psikolojisi üzerindeki etkisini konu edinmiştir.[3]

Toplumsal ilgi kavramı açısından gelinebilecek en önemli noktanın insanın kendisini evrensel bir bütünün parçası olarak görmesi olduğunu savunan Adler, kabul görmüş ahlaki kurallara dayanan her gerçek din formunu insanlığın sahip olduğu olası en yüce değer olarak kabul etmiştir. ‘Tanrı’ fikrinin insanlık tarihinde düşünülmüş en akıllıca kavram olduğunu belirten Adler, diğer yandan doğduğunda mensubu olduğu Ortodoks Yahudi geleneğine, Tanrı’ya yönelik tutumlarından dolayı fazlasıyla şüpheyle yaklaşmıştır. Yalnızca tek bir etnik gruba ait bir inanç sistemi olarak kabul edilen Yahudilik’ten bu nedenle ayrılan Adler, bu görüşün aksine tüm insanların evrensel bir inançla, ortak bir Tanrısal varlığı paylaşmalarını istemiştir.[4]

Adler, insanı adeta biyolojik bir makineye indirgeyen dönemin mekanist yaklaşımı karşısında zıt bir duruş sergilese de, Tanrı ve din olgusunu bilimsel metodun dışında gördüğünü belirtmesinin, 19. Yüzyılın seküler bilimsellik düşüncesinin etkisiyle bilim din ilişkisini ele almasından kaynaklandığı söylenebilir. Big Bang Teorisi[5] ve Entropi Yasası[6] gibi maddenin ezeli olamayacağını, Bilinçli bir Yaratıcı tarafından belli bir düzen içinde yaratılmış olan, Evrenin bir başlangıcı olduğunu ortaya koyan önemli teoriler, o dönemde henüz ortaya atılmamıştı. Bu sebeple eğer Adler kendi döneminden daha sonraki bir dönemde yaşasaydı, din ve bilim ilişkisine yönelik söylemlerinin değişebileceğini, bilim ve din arasında bir çatışmanın zorunlu olmadığı ortaya konulduktan sonra, mevcut teorisinde çok daha net izahlarının öne çıkabileceğini düşünmek mümkündür.

Dolayısıyla Adler’in ortaya koyduğu kavramların din ile ilişkisini değerlendirirken döneminin etkisini göz ardı etmenin mümkün olmadığı görülmektedir. Bu bölümde Adler’in dini kimliği ve şahsi söylemlerinden ziyade, ortaya koyduğu terapi sisteminde, din kavramının ve tüm dini içeriklerin rolünü anlamak, günümüze kadar kurulmuş olan Bireysel Psikoloji ve din ilişkisini, teorinin pek çok alanına nüfuz ederek bir adım ileriye taşımak amaçlanmaktadır. Bunun için Adler’in Bireysel Psikoloji sistemindeki temel öğelerin, Tektanrılı dinlerin sistemleriyle paralellik gösteren yönleri incelenmeye ve din psikolojisi açısından bu paralellikler değerlendirilmeye çalışılacaktır.

[1] Johansen, Thor, Religion and Spirituality in Psychotherapy: An Individual Psychology Perspective, (New York: Springer Publishing Company, 2010), s. 44.

[2] Leroy G. Baruth & M. Lee Manning, “God, Religion, and the Life Tasks”, Individual Psychology, 43:4, (1987), s. 431.

[3] Gert Rietveld, “Similarities Between Jewish Philosophical Thought and Adler’s Individual Psychology”, The Journal of Individual Psychology, Trans. by Eeuwe Ham, 60:3, (2004), s. 209.

[4] Phyllis Bottome, Alfred Adler: A Biography, (New York: G.P. Putnam’s Sons, 1939), s. 40.

[5] 1957’de Belçikalı papaz ve bilim adamı Georges Lemaitre tarafından ortaya koyulan Big Bang Teorisi, Evrenin tek bir bileşimden açılarak oluştuğunu, her an genişlediğini, zaman geriye doğru sarıldığında ise Evrenin genişlemesinin gittikçe küçüleceği ve evrendeki bütün maddenin tek bir noktada birleşeceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Big Bang Teorisi, Evren’in ve maddenin yoktan var olmadığını, 13,7 milyar yıl önce tek bir noktadan başladığını ispat etmektedir.

[6] Termodinamiğin ikinci yasası olan Entropi, kendi haline bırakılan sistemlerin düzensizliğe doğru değiştiğini, enerjinin daha az kullanılabilir hale doğru gittiğini ve sonuçta tamamıyla tükenerek işe yaramaz hale geleceğini ispat eder. Dolayısıyla eğer Evren sonsuzdan beri var olmuş olsa, sonsuz zamanda hareket tamamen duracağı için, Evren’in bir başlangıcı olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

  • Makale Ali Engin Uygur’un “Din Psikolojisi Açısından “Alfred Adler Psikolojisi’nin Değerlendirilmesi” başlıklı yüksek lisans tezinden alıntılanmıştır. Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir